 Evet, insan gözü...
Varlığını, yani bize kazandırdıklarını günlük hayatta hiç düşünmediğimiz, ancak onsuz hiç bir eylemde bulunamayacağımız gözler.
Aslında bizlerin doğasında var nankörlük, kıymet bilememe. Yani bazı değerlerimize, bizi var eden, hatta yaşama nedenimiz olan bazı değerlere gerekli özeni göstermez, olabildiğince zevk unsurlarını benliğimizde hissetmeye çalışırız.
Yukarıda saydıklarım aslında çok genel kavramlar. Yani bu değerler nedir, bu zevk unsurları hangileridir?
Aslında bu soruların cevabı herkes için farklılık gösterse de kendi görüşlerimi bir klavuz olarak açıklamak istiyorum.
Değerler, organlarımız, sevdiklerimiz ya da hayallerimiz olabilir zevk unsurları ise sadece hoşumuza gideni yapmak ve bu uğurda değerlerimizi köreltmek, onları kırmak durumlarına karşılık gelebilir.
"Şunu söylemem gerekiyor ki kitap boyunca yukarıdaki gibi bazı genellemeler ve özeleştiriler bulunacaktır. Bunlar he ne kadar konuyla alakalı da olsa olaya dıştan bakıldığında ilişkisiz gibi gözükebilirler. Dikkatinize!"
Burada asıl söylemek istediklerim şunlardı. Mevcut tüm organlarımız dahil ancak özellikle gözler insanın en fazla ihtiyaç duyduğu organıdır. Aşkların başlangıç noktası, mutluluk ve hüzünlerin durağı ve kısa menzilli penceredir onlar.
Ve öyle hassastırlar ki vücudun yorgunluğunu,kalbin heyecan veya hüznünü, düşünce okyanusunda gezen gemi misali kararların hepsini karşıdakine aksettirebilirler.
"Kimi zaman bölümleri bir mesajla mı yoksa kestirip atarak mı bitirmem gerektiğine karar veremiyorum. Bu nedenle bazı bölümleri okuduktan sonra aklınızda "Eeee" şeklinde bir sitem ya da soru oluşabilir. Ancak kabullerime göre bugüne kadar okuduğunuz çoğu hikaye,roman, anı ya da denemelerde de aynı soruyu sordunuz. Bu yüzden kendimi zoraki bir "ders verme" ye itemiyorum."
|